“Kasım 1999’da bahisçiler Galatasaray’ın UEFA 2000 kupasını kazanma ihtimalini 1/250 olarak belirledi. Ama Türkiye’de kimilerine göre tek bir ihtimal vardı…” 1998-99 sezonu Türkiye Süper Liginde 78 puanla Beşiktaş’ın 1 puan önünde şampiyon olan Galatasaray ligde 3. Kez üst üste bu başarıyı yakalıyordu ve Şampiyonlar Ligi ön elemesine katılmaya hak kazanıyordu.Sadece şampiyonluklar kazanılmamış Popescu, Hagi, Taffrarel, Hakan, Ümit, Bülent, Capone gibi isimlerin olduğu başarıların kamçılayıcısı olacak bir kadro iskeleti oturtulmuştu. Artık bir futbol takımından çok aile olmuşlardı. Tabi ki her aile gibi Galatasaray’ın da bir yöneteni, yön vereni, babası olmalıydı. Başarının en önemli anahtarı teknik direktör Fatih Terim önderliğinde takım yeni sezona hazırdı.

98-99 sezonu kadro

Şampiyonlar Ligi ön elemesine 3. Turdan katılan Galatasaray, rakibi Rapid Wien’i ilk maçta 3-0 rövanşta ise 0-1 yenerek gruplara adını yazdırmayı başarmıştı. H grubunda Chelsea, Hertha Berlin ve Milan ile eşleşen Aslanlar ilk maçta evinde konuk ettiği Hertha ile 2-2 berabere kalarak sezona giriş yapmıştı.Daha sonra Milan’a 2-1,deplasmanda da Chelsea’ye 1-0 kaybederken ilk üç maçta sadece 1 puan toplayabilmişti. Dördüncü maçında yine Chelsea’ye evinde 0-5 kaybeden Galatasaray  da umutlar kaybolmaya başlamıştı.Grupların beşinci maçında deplasmanda büyük bir sürprize imza atarak Berlin’de Hertha’yı 71.520 taraftarının önünde 1-4 mağlup eden Galatasaray bir nebze olsun nefes alabilmişti. Grubun son maçında evinde Milan’ı konuk eden Galatasaray’ın kazanamaktan başka şansı yoktu. Zira beraberlikte dahi UEFA kupasına Milan devam edecekti.Ancak Fatih’in Aslanları buna izin vermedi ve son dakikada Ümit Davala’nın gole çevirdiği penaltı ile maçı 3-2 kazanarak Uefa Kupası biletini almaya hak kazanmıştı.

Maldini ve Ümit Davala

Uefa Kupası’na 3. Turdan dahil olan Cimbom, İtalyan temsilcisi Bologna ile eşleşmiş ve ilk maçta deplasmanda 1-1 berabere kalarak avantajı İstanbul’a taşımıştı. Rövanşta rakibini Hasan Şaş ve Ümit Davala’nın golleriyle 2-1 mağlup ederek 4. Turda Borussia Dortmund’un rakibi olmayı başarmıştı. Sami Yen’de 0-0 biten maçın rövanşında Almanya Signal İduna Park’ta Dortmund’u  Hakan ve Hagi’nin golleriyle 0-2 mağlup etmiş ve çeyrek finalde İspanyol Mallorca’nın rakibi olmuştu.Önceki turlara kıyasla dha rahat bir performans ortaya koyan Galatasaray iki maçta da rakibini mağlup ederek yarı fianalde zamanın güçlü takımlarından Leeds United’ın rakibi olmuştu. İngiltere’de oynanan ilk maç 2-2 biterken çıkan kavgalar maçın önüne geçmeyi başarmıştı.Sorunlu eşleşmenin İstanbul ayağına gelindiğinde ise sorunlar katlanarak artmış ve Taksim’de çıkan olaylar sonucunda iki Leeds taradtarı hayatını kaybetmişti. Tüm bunların arasında rakibini Hakan ve Capone’nin golleriyle 2-0 mağlup eden Galatasaray, Türk futbol tarihinde finale çıkan ilk takım olma şerefine ulaşıyordu.

Hagi’nin gol vuruşu

Büyük gün gelmişti takvim yaprakları 17 Mayıs 2000’i gösterdiğinde Kopenhag’ın Parken Stadyumu’nda ülkenin en önemli isimleirnin yanı sıra sayısı 20 bine ulaşan Galatasaray taraftarı stadyumdaki yerini almış,ekranları başında da milyonlar heyecanla maçın ilk düdüğünü bekliyordu. O sıralarda soyunma odasında Fatih Terim, oyuncuların şöyle sesleniyordu;

“Rapid maçıyla başladık, size hep bir şeyler söyledik dedik ki arkadaşlar biz bu işin sonuna kadar gideriz,gidersiniz… Allah’a şükürler olsun ki aslan gibi bir periyot çizdiniz, aslan gibi top oynadınız.Bugün 17. Avupa maçımıza çıkıyoruz adı da final. Yine söylüyorum;

Kazanacaksınız,kazanmak için uğraşacaksınız ama netice ne olursa olsun siz benim gönlümde hep kazandınız hep şampiyonsunuz ve Allah yardımcımız olsun!”

Maç başlamış durağan geçen ilk yarı 0-0 sona ermişti.İkinci yarının başında Hakan çok net bir pozisyondan yararlanamazken taraftarlar saç,baş yoluyordu. Pozisyonların arasında ikinci yarıda da gol sesi çıkmayınca uzatmalara gidildi. Uzatma dakikalarının henüz başlarında 94. Dakika da Hagi rakibine yaptığı sert hareket nedeniyle kırmızı kart görmüş ve takımını on kişi bırakmıştı. Derken hemen ardından Bülent Korkmaz’ın omzu çıkmıştı. Değşiklik hakkı kalmayan Terim çaresizce düşünürken Bülent akıllara kazınacak bir fedakarlık yapmış ve maçı sargılı ve çıkık omzu ile tamamlamıştı.Uzatmaların son dakikalarına girilirken sağdan gelen ortaya uçarak kafa vuran Henry’nin ağlara doğru yaklaşan topunu herkes korku ve dehşetle izliyordu. Bir kişi hariç…

Taffarel kalenin bir ucundan diğer ucuna öyle bir atlamıştı ki adeta uzadı ve topu çizgiden çıkardı ve maçı penaltılara taşımayı başarıyordu. Bu emeğin, fedakarlığın bir karşılığı olmalıydı…

Ergün ilk penaltıyı gole çevirirken Arsenal’den Suker direği nişanlamıştı. Heyecan artmaya başlarken ikinci penaltıları bizden Hakan, rakipten de Parlour gole çevirmişti. Üçüncü penaltıyı kullanan Ümit Davala da  topu ağlarla buluştururken Vieira’nın da direği nişanlamasından sonra maçın spikeri Levent Özçelik;

“Aman Tanrım! Direkler bir kez daha izin vermedi Tanrı bizim almamızı istiyor” sözleri ile heyecanımızı ikiye katlıyordu.Topun başına Popescu gelmişti,atacağı bir gol Türk futbol tarihinin kaderini değiştirecekti.O anları yine Levent Özçelik seyircilere şöyle aktarıyordu; “Haydi Popescu… Haydi Oğlum… Haydi Oğlum… Haydi Oğlum… Ve Goooollllll… Kupa Bizim… Kupa Bizim… Kupa Bizim… Tanrım… Tanrım şu güzelliğe bakın”

Kupa bizim

Kimilerine göre tesadüf, kimilerine göre imkansız olsa da Galatasaray adının olduğu her yerde umut vardır. 17 Mayıs Kutlu Olsun…