YALNIZLIĞA DOĞRU

Ne demiş Cahit Sıtkı Tarancı;

Âşık mı olmadım taparcasına

Bir Mecnun geçti o çöllerden bir de ben

Diz mi çektirmedim âlemde Kerem gibi

Ferhat gibi gürz mü sallamadım dağlara

Ne Leyla yar oldu bana ne Aslı ne Şirin

Yalnızlık dediğimiz çok sevip âşık olmak mıdır? Etrafında dost ararken duvara toslamak mıdır? Yoksa yalnızlık, ölüm gerçeğini binlerce kez yüzümüze vuran mıdır? Yalnızlık, insanın kendi benliğine kavuşmasıdır, kendisiyle dertleşmesidir ve en önemlisi iki ayaküstünde bir başına kalmaktır yalnızlık… Kimseye minnet duymamak gerektiğini ve günü geldiğinde elini tutacak kimsenin olmayacağını öğretir insana.

Bu hayat diyorum, bu insanlar, ne çok şey öğretti bizlere. Çok canımız yanmış belli ki, artık nasır tuttu sanki kalbimiz. Ne çok âşık olduk, ne çok kardeş dedik insanlara, çoğu zaman ailemizi hiçe saymadık mı? Hayatımızda kalıcı olmayan insanlar için… Şimdi her zaman tokat gibi yüzüme çarpan bir gerçek var. “Ölüm.” İnsan düşünmüyor değil,  “Ölsem, arkamdan kaç kişi ağlar?” herkesin düşündüğü ama cevabını bulamadığı bir soru değil midir bu? Sabaha merhaba dersin fakat herkes yerli yerinde mi acaba diye sorgulamadan edemez insan kendini. Biz ki daha hayatın yarısını bile görmemiş çiçeği burnunda genç kesim… Öyle bir zaman gelecek ki kapanmayan yaralar açılacak, yeri gelecek beklenmeyen mutluluklar yaşanacak, ama bazen diyorum ki,  daha yarısına bile gelmediğimiz bu hayatta bu kadar yaşanmışlık fazla değil midir? Sizlerle bu konu hakkında çok anlamlı bir şey paylaşmak isterim, şiirlerine doyamadığım bir şair var; “Orhan Veli Kanık”.

Bilmezler yalnız yaşamayanlar,

Nasıl korku verir sessizlik insana;

İnsan nasıl konuşur kendisiyle;

Nasıl koşar aynalara,

Bir cana hasret,

Bilmezler.

Bazen kelimeler her şeyi anlatmaya yetermiş ya… Hah işte tam olarak böyle bir zamanda karşımıza çıkar Orhan Veli. Nasıl da insanın kalbine dokunurcasına yazmış yüreğindekileri. Böylece anlıyor insan birkaç anlamlı cümlenin ve kelimenin koskoca yaşamı özetlemeye yetmesini…

Şimdi etrafıma baktığımda, herkesin ağzında bir “acıdan kıvranıyorum, çok acı çekiyorum…” lafları. Ertesi güne gelince acı falan bitmiş oluyor nedense.  Bu kadar kolay mıdır çektiğin acıyı bir anda sonlandırabilmek, acı çekmek bir yaranın üstüne binlerce kez tuz basmak gibidir, hatta ve hatta insanın tüm umutlarını yitirmesi her gün farklı bir cenaze hazırlatır kendine. Bu belki aylarca belki yıllarca sürer. Kolay değildir birilerinin yaşattığı acıları unutmak, kalbinden atmak, aynaya baktığın zaman yüzünün yarısını görmek gibidir, hayatta ki en büyük yoksunluğu yaşatandan nefret edememek ise her gün çaresizliğe boğar insanı.  Ama tek bir gerçek vardır. Acı ve acıyı yaşatan, hayatta ki en büyük dersi verir insana, acıdır insanı olgunlaştıran, yalnızlıktır insana kendini anlattıran, hatalarımız en büyük dersimizdir bizim.

Ay yanlış mıyım yoksa? Gelin bana biraz akıl verin, delirmemek elde değil. Akıllı kalabilmek deli işi!  

Ben en iyisi son olarak defalarca okuduğum ve sıkılmadığım bir kitaptan alıntı yapayım sizlere. “Acı, hissedilmeyi talep eder.”

Mutluyduk, evet hepimizin içinde sakladığı bir acı vardı belki, ne kadar biliyor olsak da susuyorduk işte. Alışmıştı bünyeler… Ağlamaların yerini kahkahalar almıştı şimdi. O denli parçalanıyordu kalbimiz. Gülerek ağlıyorduk!

 Hayat… Hayat bize en büyük oyununu oynuyordu aslında.