Bundan bir iki gün önce Naim Süleymanoğlu’nun hayatını anlatan “Cep Herkülü Naim Süleymanoğlu” filmini izledim. Film sporcunun hayatını anlatmakla kalmayıp tarihi olaylara da değiniyor. Filmi izledikten sonra insan kendini olayları araştırırken buluyor. Araştırdığım olayları  daha çok kişiye ulaştırmak amacıyla yazı yazma ihtiyacı duydum. İzninizle Naim Süleymanoğlu’nun hayatı ile başlamak isterim.

Naim Sülemanoğlu, 23 Ocak 1967 yılında Bulgaristan’da doğdu. Henüz 10 yaşındayken haltere başladı. 15 yaşındayken ilk dünya rekorunu kırdı.

1984, 1985 ve 1986 yıllarında dünyada, ‘yılın haltercisi’ seçildi.

1988 Seul, 1992 Barcelona ve 1996 Atlanta Olimpiyatları olmak üzere üç kez olimpiyat şampiyonu oldu.

 8 Kez dünya şampiyonu oldu, 46 dünya rekoru kırdı.

Kendi kilosunun üç katından fazla kaldırarak, ‘efsane’ oldu. Tüm zamanların en iyi haltercisi olarak anıldı.

1988 yılında Time dergisine kapak oldu.

60 kg’de koparmada 200 kg kaldırarak dünya rekoru kırdı.

1988 yılında Seul olimpiyatlarında 9 dünya, 6 Olimpiyat rekoru kırarak büyük bir zafer kazanmıştır. Türkiye’ye Olimpiyatlarda güreş dışında ilk altın madalyasını kazandıran sporcudur.

1992 yılında Uluslararası Halter Basın Komisyonu tarafından “Dünyanın En İyi Sporcusu” seçildi.

Naim Süleymanoğlu’nun bu başarıları elde etmesinin altında tek bir neden yatıyordu. Sesini tüm dünyaya duyurabilmek. Peki neden dünya basınının önünde konuşma yapmak istiyordu?

Bu konuyu okuduğum makalelerden ve araştırmalarımdan faydalanarak anlatmak istiyorum. Çünkü tarih ancak tarafsız ve doğru bir dille anlatıldığında güvenilir olur.   

Olayın başlama tarihi 24 Aralık 1984. Bugün tarih sayfalarında “karanlık gün”  olarak anılmaktadır. Bulgaristan Komünist Partisi’nin başlatmış olduğu asimile politikası oy birliğiyle kabul edilmiş ve Bulgaristan’da yaşayan Türklerin isimlerini değiştirilmeye yönelik çalışmalar başlatılmıştır. Asimile politikasını protesto eden Türklere karşı ateş açılmış bu olay sonucunda birçok kişi yaralanmış, tutuklanmış, cezaevine veya Belene Kampı’na gönderilmiştir. Aralarında Türkan isminde bebeğinde bulunduğu 7 kişi hayatını kaybetmiştir.

Türkan bebeğin mezar taşı

Belene Kampında yaşananlar ise bana göre insanın insana yaptığı en büyük zulümler arasındadır. Kısaca anlatmak istiyorum fakat bu konuyu ayrıntılı olarak araştırmanızda fayda var. Belene Kampı Tuna Nehri’nin iki kolunun arasında kalan Belene Adasında yer almaktaydı.Adaya ancak köprüyle geçilebiliyordu. Köprüleri de Bulgaristan askerleri tutmuştu. 1985 yılında kamp Bulgaristan Türkleri için kullanılmaya başlandı.Kampta mahkumlara işkence uygulandığı ve mahkumların çok ağır koşullarda çalıştırıldığı bilinmekteydi. Belene Kampı tanıklarından biri olan Ali Ormanlı kampta çalışırken apandisitinin patladığını tedavi için doktorun yanına götürüldüğünü doktorun ise ilk önce isim değişikliğini kabul etmesini daha sonra da mahkumlara teşvik edici konuşmalar yapıp onları ikna etmesini istediğini fakat Ali Ormanlı, doktorun teklifini reddettiğini bir süre sonra da bilincini kaybettiğini doktor mahkumun bilincini kaybettiğini görünce tedavi etmeye karar verdiğini daha sonra da iyileştiğini anlatmıştır.
Mahkumlardan Mehmet Mumcuoğlu ise yemek yiyemediklerini şu sözlerle açıklamıştır: “Yemek veriyorlardı ama verdikleri yemekler yenecek gibi değildi. Tavuk ayağından , domuz kulağından çorba verdiler. İster ye, ister yeme. Bazen ekmek vermezlerdi.Bütün gün çalışırdık.Bazen su bile vermezlerdi. Neydi bu bizim çektiğimiz..

Kamp çevresi üç kat dikenli telle çevrilmiştir.

Olaylar böyle devam ederken Kuzey Bulgaristan’da ise isim değiştirme sürecinin biraz daha kolay olduğu söylenir. Türkler, Bulgar yetkililerin tutarsız  ve uydurulmuş açıklamalarını kabul etmiş, kendileri de bu sorunla yüz yüze gelene kadar bu açıklamalara inanmışlardır. Kuzey Bulgaristandaki bazı Türkler ise bu politikadan rahatsız olmuş. Endişelerinden bir türlü kurtulamamışlar. Bir süre sonra süreç tüm Bulgaristan’a yayılmıştır. Bulgaristan yetkilileri, Türkiye, Avrupa ve tüm dünyanın gözleri önünde, kısa bir süre içinde isim değiştirme sürecini başarıyla tamamlamıştır. Bulgaristan Hükümeti Naim’in ismini  “Naum Suleymanov” olarak değiştirmiştir. Bunun üzerine Naim’i bir arabaya bindirip Sofya televizyonuna çıkartmışlardır. Silah zoruyla isminin kendi rızasıyla değiştirildiğini söyletmişlerdir. Bu olaylar Naim’i derinden etkilemiş Avustralya’da tanıştığı Rasim ARDA ile Türkiye’ye kaçış planı yapmıştır. Plan başarılı olmuştur ve Turgut Özal ile yapılan basın toplantısında Naim Bulgaristan Türklerine yapılan zulümleri anlatmıştır. Sadece Türk basını orada olduğu için dünyaya sesini duyuramamıştır.

Oysaki tek amacı bu zulmü tüm dünyaya duyurmak olan Naim’in katıldığı olimpiyatta dünya rekorları kırmasıyla dünya basını önünde konuşma imkanı bulabilmiştir.
BM konuşması şu şekildedir:  “Eviniz, işiniz, hatta sevdiklerinizi kaybedebilirsiniz ama bir insanın hayatında kaybedebileceği en son şey kimliğidir. Bulgaristan’da yaşayan iki milyon Türk’ün isimleri değiştirildi. İşkence, zulüm gördüler. Bizim tek isteğimiz, evrensel insan haklarından, her bir dünya vatandaşı gibi faydalanalım. Doğduğumuz topraklarda, sahip olduğumuz kimliğimizle özgürce yaşamaktır. Bulgaristan Komünist Partisi bunu sağlayamıyorsa, o yerlerde yaşayan halkımızın, Anavatan’a Türkiye topraklarına dönmesine izin versin. Ben Naim Süleymanoğlu, bugün ve bundan sonra kırdığım her rekorun ardından, kazandığım her madalyanın peşinden, ÖZGÜRLÜK, ÖZGÜRLÜK diye haykıracağım. Bunu sadece zulme uğramış Türk halkı için değil, insan hakları elinden alınmış her insan için… “

Naim Süleymanoğlu’nun yaptığı konuşma sonrasında tüm dünya Bulgaristandaki Türklerin gördüğü zulümleri öğrendi. Bulgar Kominist Partisi lideri Todor Jivkov “Bulgaristan’ı kendi vatanı olarak görmeyen ve dış güçlerin müdahalesiyle ülkelerine karşı koyan, komünist partisine itaat etmeyen, kendini Bulgar hissetmeyen vatandaşlar Bulgaristan’ı terk edebilir.” açıklamasıyla kendi deyimleriyle “Büyük Gezi’yi başlattı.

Türk halkının gururu olan yaptığı sporu sadece kendisi için değil haksızlığa uğrayan Türk milletini tüm dünyaya duyurmak için yapan  Naim Süleymanoğlu amacına ulaşabilmişti.

50 yaşında hayata gözlerini yuman Cep Herkülü olarak andığımız milli sporcumuzu rahmetle anıyorum.
Umarım ümidini yitirmiş Türk gençleri için ilham kaynağı olmaya devam eder.