Karanlığın Binbir Tonu

0
28

Güzel bir gün sonuydu. Yüzünde bir yorgunluk vardı ancak güzelliği göz kamaştırıyordu. Bu güzellik ölümsüzleşmeliydi. Bu sebeple aldı telefonunu ve bir selfie çekti.

Zaman hızlı ilerliyor, o güzel akşamı unutturuyor, yerine korku dolu dakikalar bırakıyordu. Yine de güçlü durmayı öğretiyordu. Kadın… Kadınlar daha çabuk öğreniyordu.

Sonra o kadın düşündü; zamanın ne acelesi olabilirdi ki? O sevdiği, sarıldığı insanların yüzlerini göstermek için miydi bu acele? Acaba sorun zamanda mı, yoksa sinsice bir çabayla içinde sakladığı hakikatte miydi?

Düşündü, düşündü yoruldu ve yığıldı yere… Çünkü yüzüne gülen adamın gülüşünün altındaki hakikat acımasızca dövüyordu, bedeni acıyordu ve daha fazla dayanamıyordu. Oysa ayıldığında diğer hakikat daha çok yakacaktı yüreğini; çünkü görecekti ki dost bildiği kişiler tarafından derin ve karanlık bir çukura itilmişti.

Uyandı, kararlıydı ve mücadelesine devam edeceğini söyledi kendisine. Hali yoktu ama umudu vardı. Oysa umudu bile onu bırakıp gidecekti, bilmeden taşıyordu. Zaman bu kez yavaşlıyordu, hakikat ise hiç olmadığı kadar sert çarpıyordu bedenine.

Yorgunluğunu atmak istedi üzerinden. Bu kirli savaştan yıkanarak kurtulmak istedi. Elini umutlara, hayallere, yarınlara dokunurcasına açıp yürüdü. Sonra farkına vardı zaman kendisiyle alay ediyordu, bir türlü kurtulamıyordu bu kahrolası günlerden. Hakikat bir kez daha çaldı kapısını ve aynaya baktırdı, koskoca bir aynada ne yazık ki yalnızdı. Bütün bu zorluklarla kendisi savaşmak zorundaydı ancak bu savaştan sağ çıkamadı(!)…

O yalnız savaşçının fotoğrafını pankarta yapıştırdılar. Kimileri ise o pankartlara yakıştırdılar. Pankartlara yapıştıranlar, adaleti meydanlarda aradılar. Oysa bilmiyorlardı yakıştıranların ellerinde sakladıklarını…

Bu sessiz savaş arasında bir silah sesi duyuldu. Bir yerlerde yine kadınlar bedel ödüyordu…