Gözlerinin Yakmadığı Yeri Bulmak İsterim’

0
182

  Göz damlaların bir cam huzmesi gibi içine gıdım gıdım akarken sen, keskinliğinde kaybolursun. Acın içine kıvranır. Viran ettiklerin sigara izi gibi etinin üstünde kalır. Acının içinde boğulurken nefesini düşünmezsin. Derdini başka kedere ortaklık ederken bulursun… Kendi içinde bin ayrı dünya çünkü. Deliksiz ve boşluksuz bin ayrı dünya… Firar eder bütün bağrının damarları, kaynar kaynar da yakasına yapıştıkların kalır bi. Kendini boş arazide köşeye sıkıştırmış bulursun, hoş duvarlar tanıdık. Kendinle arana tek tek tuğlaları koymuş halinle dört duvar… Feleğin gözünü kara eyleyenlerden birisindir artık. Mecburiyeler şehrinin taht kurulmamış haline selamlarsın şimdi de. En üstte krallığını ilan edemediğinin zorba kişiliğin sinmiştir üstüne. Dört taştan duvarı, iki gözün seçemezken bir sis bulutunun gözünü perdelediğini bilirsin. Öyle ki, dünyanın gözünde saklı oluşunu kendinden sezersin. Bakarsın dağların altından sızan ışığın kızıllığını, al olup sarıya karışmış halini, şimdi sandalyeye oturup da seyreylemeli şu kâinatı! Gözlerin yaş olmuş, damlaların birbirini kovalıyor değil mi? Al şimdi elini başına koy, haykır!

-Ne var ulan, siyah dünyama alev topu. Yandım ulan bağrıma kadar… “Façalı İbrahim” oldu adım. Elimde kesikler kafamda tilkiler, birbiri ardınca gizli köpekler. Sağını kollarken solunun sana tokat atmasını, bağır yaka feryatlarını al simdi hepsinin üstüne sal sözlerini! Canını yakanın belki acısı hafiflemez ya hiç olmazsa senin canın sağ çıkar bu yangının içinden.

El sözüne divane olup kalbinin kor ateşini elinin gücüyle bastırdın. Ulan anladım. Anladık. Güçlüsün yiğitsin niçin bastırdın kalbini, sevdiğin yanını görünce insan olduğunu, senin de duyguların olduğu peyda olacak diye mi? Güleç yüzünü saklayıp acı yüzünü pazara çıkardın? Acıyı acı üstlenir ondan gayri çeken yavandır ya zaten…

Acı ateşinde yanmayan sevdasının içinde kavrulmayan, beyaz gömleğini kana buladım demesin.  Dağların ardına koşturmaya bıraktık şehrin içinde namımızı seyreylemeye başladık. Dağların ardında saklı kaldı bütün renkler biz koşamadık. Yeşil asmaların görkemini bile kendi gölgemizin uzağına diktik. Şimdi sorarım sana ne için?

  • Hiçbir şey! Sevda her şeye mukabildir boynum bir tek onun için eğilir. En ağlamaklı çiçek bile kokunla süzülüp gelir burnuma. Paslanmış dudaklarımdan yeni bir sevda türküsü mırıldanırım, kaç geçmiş yılın ardından… Tütün bastığım yaram şimdi göğün kızıllığında yandı. Şimdi bir tek gözlerinin yakmadığı yeri bulmak isterim ama yok. Denizler kokunu getiriyor bana, ateşim daha gür, boynum biraz daha eğik sana. Saçın kokusu ah ne kadar da güzel bak eğilince, zülfü yare sana karışamamak kokuna düğüm olmamak ne mümkün...