YILBAŞI GECESİ 2016 / İSTANBUL

0
18052

Masasının başında yakında çekimleri başlayacak film senaryosunun devamını düşünürken yönetmen arıyor.

“İyi akşamlar. Senaryonun otel kısmını bana anlatabilir misiniz?”

“Hemen anlatıyorum. Bakın şimdi, çektiğimiz yerden sonra senaryo tam olarak şöyle ilerliyor:
Yeni yıla 2 saat kalmış olmasının heyecanı bütün İstanbul’u sarıyor yılbaşı akşamı. İnsanlar yeni yılda eskisini çöpe atıp her şeyin yenisini istiyor her zamanki gibi. Ve yenide hayat bulup eskide yaşadıklarını bir bir silmek… Yenilenmek… Bizim kahramanımız güzelce giyinmiş, gideceği oteli arıyor Beyoğlu sokaklarında. Oteli ararken göz göze geldiği her çöp kutusuna bu sene yaşadığı bir hikâyeyi anlatıyor. Çöp olsun diye, eski senede kalsın her şey diye. Otelin az ileride olduğunu görüyor. Yarım saattir yürümekten ayakları ağrıdı. Yüksek topuklarını eline alıp otele doğru ilerliyor.
“Mithat Bey’in odası.” diyor resepsiyonist kadına. Anahtarı uzatıyor kadın.
“3202 Numara.” diyor. “Onuncu kat.”
“Tamamdır tatlım.” diyor kahraman.
Elinde topuklularla odaya çıkıyor. Mithat gelmemiş. Onun ne zaman geleceğini düşünürken telefonuna bir mesaj alıyor.
“2 saat kadar gecikeceğim. Odada beni bekle.” Kahramanımız çok sinirleniyor.
“Siktir! Geç gelecekmiş. Oldu paşam. Seni bekleriz burda!” diyor o kısımda.
Viski içiyor. İstanbul, onuncu katta ayaklarının altında. Aynada kırmızı rujunu tazeleyip cama yanaşıyor. Serçe parmağına bakıyor gözleri. Gözleri yeni yıla girerken yıllar öncesi; bir yılbaşında kaybettiği serçe parmağında.
Manzarayı izlerken gözleri doluyor. Vazgeçmek istiyor. Oteli ve üstünde taşıdığı her şeyi terk edip ait olduğu yere gitmek istiyor. Kalbinin nereye ait olduğunu bilmiyor. Kalbi evsiz o akşam…
Yeni yıla son 10 sayıyor televizyon. Bizim kahraman başka türlü sayıyor:
“2017.. 2018.. 2019.. 2020.. 2021.. 2022.. 2023..”
“İyi Seneleeeerr” diye bağırıyor camdan.
Viskiyi bardağın dibini görene kadar içip terk ediyor odayı. Mithat’a mesaj atıyor.
“Siktir git ulan. Seni mi bekleyeceğim. Gidiyorum ben.” yazıyor.
Kahramanımız o gece Mithat’la o otel odasında sevişmekten vazgeçti. Resepsiyon masasına anahtarı hızlıca çarpıp çıkıyor otelden. Beyoğlu sokaklarında yeni yılın ilk dakikalarını elinde topuklularla yürüyor. Bir çoğunun gözü onda. Onun gözü çöp kutularında. Her şeyi çöpe atmaya hazır. Dedim ya, yaptığı işi ve birçok şeyi bırakıp yeni yıla yenilenmiş olarak girmenin peşinde. İlk önce elindeki eski model telefonun hattını çıkarıp çantasına koyuyor. Telefonu da gördüğü ilk çöp kutusuna atıyor. Sigara yakıyor. Ellerinde ayakkabıları, omzuna attığı kısa deri mont eşliğinde düşünceli ve hızlı yürüyor. İç sesi kendine yeni yılda kim olduğunu ve kim
olması gerektiğini şöyle anlatıyor:

“Ben Lia. Serçe parmağımı çocukken kaybettim.
Çocukluk işte, salıncaktan düştüğümde bir demir parçası koparmış.
Vazgeçmeye niyetim yok ama. Öteki parmaklarımı da yok edene kadar bineceğim o salıncaklara.
Zira benim için çocuk olmak, evimizin mutfak balkonundan parkta oynayan çocukların, çocuk parkı yaralanmalarını izlemekti. Keşke hep o balkonda kalsaydım.
Bazen başka balkonlara çıkıyorum.
Bağırıyorum uzun.
Lia’nın sesi sadece gökyüzüne yakın balkonlarda çıkıyormuş. Sadece o balkonlarda ağladığında yenilenebiliyormuş. Şimdi çocukluk yok…
“Artık çocuk değilsin Lia!” diyorum kendime.
Kalabalığa karışmalıyım. Üstümdeki pası silebilecek tek şey çok sevgili tanımadığım bedenlerde aşağı yukarı sürünmek değildir belki de. Böyle sevince, böyle sevileceğini düşünüyor insan.
-Böyle üzülünce, bir daha hiç üzülmeyeceğini düşünüyor…-
Sıyrılmaya ihtiyacım var bütün bağlandıklarımdan.
Bütün bağlandıklarım günü gelip, elimi kolumu bağlayınca dur diyorum kendime.
“Dur Lia!”
“Dur Lia!”
“Durman gerekiyor Lia…”
Sonra bir otel odasında birinin sakalındaki ruj lekelerini temizlerken buluyorum kendimi. Siktir! Benim sanatım bu mu? Temizleyemediğim sert kıllar adına, güçlü yeminler ediyorum otel odalarının kapılarını çarparken.
“Bir daha gelmeyeceksin Lia!”
“Bir daha yapmayacaksın!”
Sayısız geri dönüş aldım. Sayısız hata yaptım. O zamanlar farkında değildim. Sanırım hata yaptığının farkında değilsen güzel hatalar.
Hata olduğunu bildiğin yerde o hata mutlu etmiyor artık seni.
“Dur Lia.”
“Dur lütfen…”
Duramadığın yerde harcanacağını biliyorsun…
Bu bir terk ediş planı. Hem de kendini. Kendi kendimi görünmez bir iple bağlarken kurtulduğumu sanıyorum. Gökyüzü daha yakın geliyor sınırlarımı yok edebildiğim yerlerde.
Olsun.
Hâlâ elimi uzattığımda uzandığım yere kadar benim gökyüzüm.
Şimdi biliyorum nedenini ses tellerimde ki buruşukluğun. Kolay ulaştığım hayallerim… Onlar beni gün gün geri götürüyor.
Gün gün susmaya..
Gün gün başka bir otel odasına…
“Hayır Lia!”
“Dur Lia!”
“İnsan gölgesinde büyümeyi seçtiklerine köle olurmuş. Bunu unutma Lia!”
Hayat işte. Hayat dediğin burada olanlardan ibaretmiş işte. Şerefiyle
ölmeyi seçenler anlayabilir ancak bunu. Şerefimle ölmek istiyorum. Ölümü kutsamadan ölmek istemiyorum.
Yürümem lazım annemin yürüdüğü yollarda. Annemin yürüdüğü yollarda, aynı annemin yaptığı hataları yaparak yürümem lazım. O zaman mükemmel olabilirim belki. Evet tam olarak bu.
“Annemin hatalarıyla mükemmelleşmek…”
Belki diğer serçe parmağımı da kaybederim o gün. Kopan da fazlaydı zaten. Serçe parmak cebe sığmıyor saatine 300 dolar verdiğin otellerin önünde.
Serçe parmak hep diğerlerinden daha çok üşüyor…
Yanımdan geçen kadın son başarısıyla övünüyor, son serçe parmağımı çöp kutusuna düşürürken.
Hiç ölmeyecekmiş gibi gururlanıyor…
“Dur Lia.”
“Bi otel odasında ölmek istemiyorsan dur.”

İç sesi burada kesiliyor. Etraf çok kalabalık. Kahramanımız sahilde bir banka gelip oturuyor. Yeni yıla bütün eskilerini çöpe atarak, yaşamak zorunda olduğu hayattan sıyrılmayı başarma umuduyla giriyor. Özgür giriyor! Senaryonun buraya kadar olan kısmını 4 saatte çekeriz. Geri kalanına çalışmam gerekiyor, izninizle. Lia’nın o banktan kalktıktan sonra nereye gideceğini ben de bilmiyorum. Yazmadım henüz…”