Ruhsal dünyamıza kapı aralayan sırlar: DMT nedir?

0
69

Meditasyonun, spiritüel uygulamaların ve dinlere göre farklılık gösteren ritüellerin; ruhumuzu başka bir âleme (4. boyuta) bir anlığına geçirdiğine, Tanrıya yaklaşmamızı sağladığına dair bir kânı vardır. Bu yakınlığa ise tasavvuf terminolojisinde “râbıta” adı verilir.

Bir çok ibadetin en önemli püf noktalarından birisi de, belli bir ritim ile kelimelerle Tanrıyı zikretmek ve inanç olarak nitelendirilen duygularımızın tezahürünü düşsel dünyamızda imaje (hayal) etmektir.

Buda, DMT’yi nasıl açıklıyor? Ruh ve beden arasındaki köprü mü?

DMT
The Buddha (Siddhartha Gotama)

Buda, iç arayışımızın başladığı ilk çağlardan beri felsefe dünyasında “İnsan ruhu, bu hayat ile ölümden sonraki hayat arasındaki köprüdür” görüşünü ortaya çıkarmıştır. Bu görüşte ise o köprüyü kuran kavram, bilimsel adı “DMT” (The Spirit Molecule) olarak bilinen ruh molekülüdür. Descartes da, bu epifiz bezini ruhla beden arasındaki bir köprü olarak nitelendirmiştir.

DMT, bilincin bedenden ayrılmasını mümkün kılan bir maddedir. DMT araştıran bilimcilerde “DMT; insanda mistik zevk ve halleri, metafizik âleme geçişi tetikler.” diye bir görüş öne sürmüşlerdir.

Mistik olay ve araştırmalara rağbet gösteren teologların ana konusu da hep bedenden kurtulma  ve beden dışı deneyimlerle alakalı olmuştur. Bu nedenle günümüzdeki metafizik uzmanları bu bileşiğe ”Ruh Molekülü” adını vermiştir. 

Bu molekül ise beynimizin sağ ve sol loblarının birleştiği noktada bulunan Epifiz bezinin, salgıladığı bir hormondur. Bu bez daha fazla salgı yapıp sentezlenmesi için belirli ritimde bir nefes alışverişine ihtiyaç duyar. Yani, az önce bahsi geçen spiritüel uygulamaların ritüllerinde mevcut olan nefes zikri, DMT molekülünün Epifiz bezinden salgılanarak daha fazla işlev görmesini sağlar. Epifiz bezi bu işlevi daha fazla gördükçe, ruhumuzda belli enerji dalgalanmalarına yol açar. Açığa çıkan ruhsal enerji, insanı daha fazla huzurlu hissettirip, canlandırabilir.

Bu salgı en çok uykuda salgılanır, fakat bilinç kontrol halinde olmadığı için DMT salgılandığında ruhumuzun öbür boyutlarda yaptıklarımızı da normal olarak kontrol edemez hale geliriz.

Bilimsel araştırmalar “DMT” hakkında neler söylüyor?

Oysaki dinsel ritüellerde bilinç, açık olup nefesimizle o salgıyı oluşturduğu için kulağa her ne kadar fantastik geliyor olsa da insan kontrollü bir halde ruhunu öbür boyutlarda dolaştırıp ruhtaki o dalgalanmaları yaratabilir. Fakat bunu gerçekleştirmesi hiç de kolay değildir. Uykudaki salgı okyanus ise, nefesteki tek bir damladır. Ama az da olsa DMT ile bilinçte belli hareketlenmeler olabilir. Salgı yüzdesinin artışındaki en yüksek değere ise doğum ve ölüm anında ulaşıldığına dair araştırmalarda mevcuttur.

DMT
AyahuascaKutsal İksir

Beynimizdeki bu bez, bir göze benzer. Gönül Gözü, Üçüncü Göz, çakralar vb. gibi terimlerle açıklanabilir. Sembolizm ve ezoterizm alanlarına ilgi duyan örgütlerin tarihi akışı içindeki esinlenmeleri ile oluşmuş bir takım tabirlerdir. Masonik faaliyetlerde bulunan birçok örgütün, tarih içerisinde benzer sembolleri kullandıkları açıkça görülmektedir.

Ruhumuza eşsiz zevkler veren ve Mesnevi’de bolca geçen; neyin kamışı, bu salgıyı üreten “Ayahuasca” bitkisinden yapılmıştır. İbadet durumlarında, ışığın daha az olduğu alanlar tercih edilir. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki DMT, sadece karanlık ortamlarda salgılanabilmektedir. Bu tür soyutlanma eylemlerinde ritüelistler, ölümü düşünür ve bu etki sayesinde ona daha yakın hissedebilirler.

Yani kısacası, bahsettiğim etkilerin sebepleri zaman içinde oluşmuş kavramların, görüşlerin ve inançların başlangıç nedeni; Epifiz bezinin salgıladığı ruh molekülü, diğer tabiriyle “DMT” hormonudur.