DEĞİŞİM

0
343

Sene 1960…

Diz üstü mini etekler, dar siyah elbiseler, uzun bacakların bol blue jeanleri, kalın pardösüler… içlerinde sakladıkları zayıf, narin, burnu hafif kızarık bedenler ve onlarla ilk kez karşılaşan ben.

Kırmızı bir mustang in içindeyim. Yanık lastik kokuyor; zaman aşımından olmalı…

Radyoda şu Kanadalı gencin yeni şarkısı, sırıtmama sebep oluyor:                                                                                                                 

If there’s a way I’ll find it someday                                                                                                                                                 And then this fool will rush in                                                                                                                             Put your head on my shoulder…

Kapıyı yavaşça aralıyorum, hava hiç olmadığı kadar temiz. J Club klasiklerim, gazeteleri okumam için aceleci davranıyor, Amerika devlet başkanı seçimleri, Çin’de gerek kuraklık gerekse sosyalizmin yanlış uygulanan politikaları faciayla sonuçlanması, açlık…

Sert bir rüzgar gazetenin ince sayfasını elimden alıyor, gözüme iliştirdiği tozla beraber. Siyah takımımın cebindeki ipek mendil, bana yardım etmeye çalışırken kendimi sahil kasabasının tozlu, kumlu, yalnız girişinde buluyorum. Hasır şemsiyelerin arasından geçmek, denizin tanışma çabasını beraberinde getirirken, üzerinde taş sektiren ufak çocuğu şikâyet ediyor, normaldir diyorum. Uzanmamla beraber, çıplak ensemi yakan kum, kalkmam için adeta haykırırken, açlığını gidermeye çalışan acemi bir martı – henüz tanınmayan jonathan olmalı- üzerime öğlen yemeğini düşürüyor, şanstır diyorum, öyle de oluyor… ileride anlarsınız.

Kalkıyorum, anlam veremediğim bir titizlik üzerimde, buruşuk takımımı düzeltiyorum, zamanın insanları ve kibarlıklarından olmalı…

Gün telaşla batıyor, gökyüzü tertemiz, tek bir bulut bile yok, kirlilik, filtresiz bacalar yok. Ama maalesef gitmem, dönmem gerektiğini anlıyorum kaosumun içine. Halbuki daha yapacak çok şey vardı…

Zaman biraz önce anlaşamadığım kum tanesi gibi ellerimden kayıyor ve etraf bulanıklaşıyor…

Sene 2020

Giyinmeyi bilmeyen rüküş insanlar, uymayan renkler, fast food un yaygınlaşması sonucu pantolonlarına sığmayan geniş bedenler. Rengarenk saçlar, delik yüzler, yapma burunlar. Hızla yayılan hastalıklar, çözüm bile bulamayan profesörler. Ekonomik kriz, kirlilik, duyarsızlık, ”ben merkezli” insanlar. Hiç çözülemeyen siyaset tartışmaları, boş kişilikleri, protesto yaparak kendilerini anlatmaya çalışan, dinlenmeyen çabalar, yanış bir eğitim sistemi, çocuklarım dediği öğrencileri tanımayan eğitim bakanı, yardımcıları, onları dinleyen bilinçsiz halk ve şaşkın, buruk, zamane ben…